ANASAYFA HABER ARA RESMİ İLANLAR VİDEOLAR ANKETLER SİTENE EKLE RSS KAYNAĞI İLETİŞİM
AYIPTIR, GÜNAHTIR…19 Nisan 2014

HABER ARA


Gelişmiş Arama

Hatay Meselesi ve Anavatana Katılması

Garip Turunç

25 Temmuz 2011, 16:18

Garip Turunç

                                           Hatay Meselesi ve  Anavatana Katılması

 

Antakya’mızda, Hatay’ın Anavatana katılışının 72 yıldönümü kutlama törenleri dün başladı. Ulu Önder Atatürk‘ün arzuladığı gibi sağlığında çözümün’ü göremediği Hatay meselesi, 23 Temmuz 1939’da, politik yollarla kesin sonuca ulaşmış ve Kırk Asırlık Türk Yurdu anavatan sınırları içine alınmıştı.  Tarih’imizdeki bu sayfaları hatırlatarak, adım adım ilerliyelim.

 

Osmanlı Ordusu, 1. Dünya Savaşı'nı kaybetmesinden sonra, İngilizler, 30 Ekim 1918 tarihinde imzalanan Mondros Antlaşması hükümlerine dayanarak 25 Kasım 1918'de İskenderun Sancağı'na bir miktar asker çıkarıp, 5-6 gün kentte kaldıktan sonra çekilerek 7 Aralık 1918 tarihinde, Antakya'ya giren Fransız askerlerine  işgali devrettiler.

 

Aradan bir-iki ay geçtikten sonra, yerli halkın ileri gelenlerinden bir grub, Fransız işgalcileri ile silahlı çatışmaya girdiler. Fransız hükümetini huzursuz eden bu direniş hareketinin sona erdirilmesi amacıyla, Ankara Hükümeti ile 9 Haziran 1921 tarihinde başlanan görüşmelerin, 20 Ekim 1921 tarihinde imzalanan Ankara Antlaşması ile bir uzlaşma  ortamına girmesi üzerine, Antakya'da Fransız yönetimine karşı sürdürülen direniş faaliyetine bir süre ara verildi. Ancak, antlaşmanın imzalanmasından kısa bir süre önce, 26 Ağustos 1921 tarihinde, Fransızlar bütün Suriye'yi işgal ederek, İskenderun, Antakya, Kırıkhan, Reyhanlı, Altınözü ve Samandağ'ını da İskenderun Sancağı adı altında ve özel bir statü içinde, Fransız mandası olarak  Suriye Devleti'ne bağladılar.

 

Ülkenin bağımsızlığını ve bütünlüğünü garanti altına alan ve yeni Türkiye Devleti'nin sınırlarını çizen Lozan Antlaşmasında esaslı bir şekilde ele alınmayan ve bu nedenle yöre halkının umutsuzluğa sevk eden Hatay Meselesi, Atatürk'ün 15 Mart 1923 günü Adana'da yaptığı konuşmada, "Kırk asırlık Türk yurdu düşman elinde esir kalamaz" sözü ile yeni bir dinamizm kazandıysada ciddi bir sonuç vermekten uzak kaldı. Bölgedeki huzursuzlukların Milletler Cemiyeti'nde yaptığı etkiler sonucu 1926 yılında Fransızlar, İskenderun'da bir hükümet kurulması teklifini gündeme getirdiler. Başkanlığına da Ahmet Türkmen'in adaylığına karşılık, İskenderun Sancağında Fransız olağanüstü komiserinin delegeliğini yapan H. Duriex'in getirildiği Bağımsız İskenderun hükümeti, gördüğü tepkiler karşısında kısa bir süre sonra ismini, Kuzey Suriye Hükümeti olarak değiştirme kararı aldı. Ortaya  çıkan bu yeni durum üzerine Fransa'nın Suriye üzerindeki manda yönetiminin sona ereceği, 1935 yılından sonra, İskenderun Sancağının geleceğini, Türk nüfusun çıkarlarına uygun bir neticeye ulaştırmak amacında olan Türkler, Fransızların engelleme gayretlerine rağmen hedeflerine ulaşmak için yoğun bir propaganda faaliyetine girdiler. Türk hükümeti, 1936 Eylül ayında Cenevre'de yapılan Milletler Meclisi toplantısında konuyu gündeme getirerek, İskenderun sancağının bağımsızlık talebini Fransız Hükümeti'ne resmen bildirdi. Bir ay sonra,  Fransız başbakanı Leon Blum'un, Suriye'ye bağımsızlık verileceği şeklinde beyanı, Hatay'ın Suriye'ye geçmeden anavatana katılması için yapılacak çalışmaların hızlandırılmasını gerekli kıldı. 1937 yılı başında, Hatay'daki huzursuzluğu gündemine alarak görüşen Milletler cemiyeti, "Her Hataylı dilediği cemaat listesine yazılmak ve rey vermek hakkına sahiptir" maddesini içeren Türk tezini kabul etti ve yapılacak halk oylaması  için Antakya'ya bir gözlemci heyeti gönderdi.

 

Sayım işlerine 22 Temmuz 1938 tarihinde başlandı ve sayım işlemi 1 Ağustos 1938 tarihinde tamamlandı. Sayım sonucunda seçmen sayısı: Türkler 35.847, Aleviler 11.319, Ermeniler 5.504, Araplar 1.845, Ortodoks Rumlar 2.098, diğerleri ise 395 kişi olarak tespit edildi. Bu sayılara göre Millet Meclisi için: Türklerden 22, Alevilerden 9, Ermenilerden 5, Araplardan 2, Ortodoks Rumlardan 2 olmak üzere toplam 40 milletvekilleri adayları, seçilecek milletvekili sayısı  kadar olduğundan, bunlar için seçim yapılmadı ve bu adayların tümü, 2 Eylül 1938 günü toplanan, Hatay millet Meclisi milletvekili olarak meclise girdiler ve daha önce Atatürk tarafından aday gösterilen Tayfur Sökmen'i Hatay Devleti Cumhurbaşkanı olarak seçtiler. Dr. Abdurrahman Melek başbakanlığa atanırken, Abdülgani Türkmen meclis başkanı oldu. Beş bakandan oluşan Hatay Devleti Hükümeti, Hatay Millet Meclisi'nin 6 Eylül 1938'deki oturumunda güven oyu aldı.

 

Bir süre  sonra Fransız idaresindeki Suriye Devleti ile Hatay Devleti arasında bazı konularda yetki ve yönetim açısından başgösteren anlaşmazlıklar giderek büyüdü. Manda yönetimi zamanından bu yana görev yapan bütün Fransız ve Suriyeliler, Türk yönetimince işten çıkarıldılar. 20 Ekim 1938 gece yarısı Fransızlar, kendilerine çıkarılan güçlükleri bahane ederek, Suriye Devleti'nin Hatay Devleti ile varolmayan sınırını kapattılar ve Hatay Devleti ile olan ilişkiyi dondurdular. Suriye hududunun Fransızlar tarafından kapatılması, öteden beri düşlenen, Hatay'ın anavatana katılması hedefi için pek olumlu bir ortam yaratmıştı. Fransızlar'ın bu durumu sezip özür dileyerek, Hatay Devleti ile olan sınırı tekrar açmalarına rağmen Hatay Devleti, Suriye Devleti ile olan sınırını açmadı. Bu gergin ilişkiler içinde, anavatana katılma arzusu ile dolu sekiz ay geçti.

 

Türkiye Cumhuriyeti'nde 1939 yılında yapılan milletvekili seçiminde, Hatay Devlet Başkanı Tayfur Sökmen Antalya'dan, Başbakan Abdurrahman Melek ise Antep'ten milletvekili seçilerek TBMM'ne girdiler. Bu olay Hatay'ın anavatana katılması hedefinin  bir diğer adımını  oluşturmakta idi. Zaten Fransa da bu konuya son zamanlarda ılımlı bakmakta, kamuoyununda da bu çözümün bölgedeki istikrar ve her iki devletin geleceği  için en uygun yol olacağı görüşü ağırlık kazanmakta idi.

 

Nihayet Fransa Hükümeti ile Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti arasında yapılan anlaşmaya uygun olarak, Hatay Millet Meclisi'nin 23 Haziran 1939'da oybirliği ile aldığı karar gereğince Hatay Devleti, Türkiye Cumhuriyeti'ne katıldı, ve iki tarafın temsilcilerinin katılımı ile oluşan komisyon sonucunda bugünkü sınır çizgisi tespit edildi.

 

Böylece, Ulu Önder Atatürk'ün sağlığında neticesini göremediği, büyük ülküsü olan  Hatay meselesi, arzuladığı  gibi politik yollarla kesin sonuca ulaştı.

 

                                                                                                       Prof. Dr. Garip Turunç/Bordeaux IV Üniversitesi  

 

Bordeaux, 23 Temmüz 2011

 

 

                   

Bu haber 2005 defa okunmuştur.

Delicious  Facebook  FriendFeed  Twitter  Google  StubmleUpon  Digg  Netvibes  Reddit

HAVA DURUMU

Detaylı bilgi için resmin üzerine tıklayın.

VİDEO ARA


Altyapı: MyDesign Haber Sistemi