hit
hit
  • MİLLİ BİRLİK YÜRÜYÜŞÜ
    MİLLİ BİRLİK YÜRÜYÜŞÜ
  • HATAY DENGE VE DİKEN DİKEN GAZETELERİ KAMUOYUNA TEHLİKEYİ AÇIKLIYOR…  ÖLÜMCÜL BÖCEK HATAYDA GÖRÜLDÜ.
    HATAY DENGE VE DİKEN DİKEN GAZETELERİ KAMUOYUNA TEHLİKEYİ AÇIKLIYOR… ÖLÜMCÜL BÖCEK HATAYDA GÖRÜLDÜ.
  • SAMANDAĞ DA ÇOŞKULU FESTİVAL BAŞLADI
    SAMANDAĞ DA ÇOŞKULU FESTİVAL BAŞLADI
  • BAŞKAN  ALTAN ALEVİ SEÇMENLERİN PEŞİNDE…  FERİT LİF … YAZDI
    BAŞKAN  ALTAN ALEVİ SEÇMENLERİN PEŞİNDE… FERİT LİF … YAZDI
  • BAŞKAN KİMYECİ BÜYÜKŞEHİR ONBİR MİLYON LİRAMIZI ÖDEMİYOR
    BAŞKAN KİMYECİ BÜYÜKŞEHİR ONBİR MİLYON LİRAMIZI ÖDEMİYOR
  • HATAY CHP DE İÇ SAVAŞ DERİNLEŞİYOR……  FERİT LİF … YAZDI…
    HATAY CHP DE İÇ SAVAŞ DERİNLEŞİYOR…… FERİT LİF … YAZDI…
  • HATAY’DA İHRAÇ EDİLENLER
    HATAY’DA İHRAÇ EDİLENLER
  • MUHARREM İNCE PARTİ KURMAYA SÜRÜKLENİYOR….  FERİT LİF… YAZDI
    MUHARREM İNCE PARTİ KURMAYA SÜRÜKLENİYOR…. FERİT LİF… YAZDI
  •   CHP’nin kimlik krizi  Prof. Garip Turunç/Bordeaux Üniversitesi
      CHP’nin kimlik krizi Prof. Garip Turunç/Bordeaux Üniversitesi
  • KUTSAL İTTİFAK VE CHP KURULTAYI  ERDAL YILMAZ ..YAZDI
    KUTSAL İTTİFAK VE CHP KURULTAYI ERDAL YILMAZ ..YAZDI
Hatay Denge Gazetesi
http://www.hataydenge.com/wp-content/uploads/2017/07/kandil-otomotiv.gif
Korkunun Hükümdarlığı                            

Korkunun Hükümdarlığı                                                                   

 Prof. Garip Turunç/Bordeaux Üniversitesi

 

İngiliz siyaset felsefecisi Thomas Hobbes, 1651 tarihli Leviathan adlı eserinde salt doğa kanunlarıyla yaşamayı anarşi olarak tanımlar. Böyle bir düzende korku egemendir. Çünkü doğa, hayatta kalmak adına rekabetçi ve acımasızdır. Devlet, doğa kanunlarının üstündeki kanunları ve cezalarıyla insanların bu korkudan muaf olarak yaşamalarına imkân sağlar. İnsanlar da korkuyla yaşamaktansa özgürlüklerinden vazgeçip, bu haklarını devlete teslim etmeği önerir. 

Siyaset ve korku bağlamını en iyi şekilde ele alan diğer bir felsefeci Baruch Spinoza ise, Hobbes’un savunduğu bu korku siyasetini devlet adına savunmaz. Spinoza siyasi iktidarın kendi vatandaşlarını hâkimiyeti altına almak için sürekli korkuyu kullandığını ileri sürer. Ancak bu yöntem vatandaşlarına mutluluk getirmez. Sadece vatandaşları üzerinde korku yaratan siyaset anlayışı kendi iktidarını sözde sağlamlaştırır.

Türkiye Spinoza’nın farklı tarz ve ayarlanabilir dozlarda Korku Hâkimiyetinin hüküm sürdüğü altın çağını bir kez daha yaşıyor. ‘Bir Dolar’ın örgütsel delalet, yasal bir kitabın suç delili sayıldığı paranoyak bir süreç, korkuyla yargı ve siyaseti, kalem ve sanat erbabını teslim alıyor… ‘Barış’ korkuyu bitirir, o yüzden barış istemek, barış için eylem yapanlar bir bir içeri alınıyor. Sendikacıdır, öğretmendir, akademisyendir fark etmiyor. Hak savunucusu da olabilir, gazeteci de olabilir, şair de olabilir, yazar da. 150 bin kişinin FETÖ’cü olduğu için işten atıldığı ve binlercesinin tutuklanmasından söz ediyorum. Üstelik her üç AK Partili aileden birinde en az bir Gülen’ci varken, parti yönetiminde, meclis grubunda veya teşkilatta kimsenin FETÖ’cü olmadığını iddia ederken… “Bakın ikinci bir darbe olabilir” diyebiliyorlar. Ülkenin bekasının tehdit altında bulunduğunu söyleyebiliyorlar. Çünkü hâlâ korkuya muhtaçtırlar. Hesap siyasal İslam’ın statükosunu korumak, güçlendirmek, sürdürmektir. Hesap başkanlıktır, gidişi olmayan ebedi bir iktidar tahayyülüdür!

Bu hesap Cumhurbaşkanı’nın önceki hafta yaptığı “AKP kaybederse tüm Türkiye kaybeder” saptamadan da anlaşılıyor.  Böylece, bir siyasi partinin kaderiyle tüm ülkenin kaderi özdeşleştiriliyor. Bu “AKP = Devlet = Tüm Türkiye” özdeşliğe göre ülkesini sevenlere de, gelecek seçimleri AKP’nin kazanması için gereken her şeyi yapmak düşüyor. Bu siyaset anlayışı Hobbes geleneğinin liberal muhafazakâr Müslüman versiyonudur. Malum odaklar iktidarlarını kaybetme korkularını kendi korkularımız olarak görmemizi; tek çaremizin arkalarına takılmak olduğunu telkin ediyorlar; özgürlüklerimizden ve iradelerimizden vazgeçmemizi istiyorlar… AKP iktidarı toplumun yarısına rağmen devleti yönetmenin kendi bildiği “AKP = Tüm Türkiye” siyaset anlayışından geçtiğini düşünmektedir. Bu siyaset anlayışı demokrasinin yükselmesini değil demokrasinin krize girmesine neden olmaktadır.

Korkuyla büyüyenlerin kendi korkuları herkesinkinden daha büyük hale geliyor. Bu bir kaderdir. Çünkü suçları büyüktür, adaletten korkarlar; hukuksuzlukları kitaplara sığmaz, hukuktan korkarlar; yolsuzlukları dağ olmuştur, hesap vermekten korkarlar… Sesten korkarlar, sesten! Sözü olan susmalıdır; radyoysa radyo, gazeteyse gazete, televizyonsa televizyon. Karanlık noktalara ışık tutmaya çalışan kim ne varsa makbul görünmez. İtirazdan korkarlar, ‘hayır’ diyebilenin sonu yok edilmeye mahkûm kılınır… Bir kere insan susmaya dursun; terörist damgası yememek için, işinden atılmamak için, kovulmamak için, içeri tıkılmamak için…

Merkezi devletin şiddet uygulama, yargılama ve cezalandırma aygıtlarını, yürütme organını kendi iradesi altında, Meclis’i etkisizleştirerek toplayan AKP liderliği, son günlerde yerel yönetimleri de bu iradeye doğrudan bağlamaya çalışıyor. Muktedir kendi gündemini, kendi siyası anlayışını kurumlara, belediyelere, kamusal alana, tüm topluma zerk ediyor. Herkes kendi mahallinde ona öykünüyor. Koca bir memleket maskeli baloya dönüyor… Herkes olan bitenler karşısında biçare: Sus ki terörist sayılmayasın, sus ki adın çıkmasın FETÖ’ye, PKK’ye, vatan hainliğe, casusluğa! Sus ki hayatın kararmasın… Ama kararın bu ülkenin geleceği, ortak geleceğimiz.

Unutulmaz Alman yönetmen Rainer Werner Fassbinder’in 1973 yılı yapımı “Korku Ruhları Bitirir” diye bir filmi var. Korkunun insanın ruhunu nasıl kemirdiğini, kendi olmaktan çıkarıp başka güçlerin oyuncağı haline getirdiğini ve derin bir mutsuzluğa sürüklediğini anlatır. Bizim de ruhlarımızı korkuya yedirmemek için, ideallerimize ve değerlerimize her zamankinden daha kararlı bir şekilde sahip çıkmamız; sözün hükmünü yitirmemesi için, korku hâkimiyetini hükümsüz kılmak için, vicdandan, ahlaktan ve adaletten yana olmak için, gerçekleri dile getirmekten çekinmeyip kendi sözümüzü cesaretle her zamankinden daha açık söylememiz gerekiyor.

Bir hükümet söz özgürlüğünü ne kadar kısmaya çalışırsa, ona o kadar karşı konur, konulmalıdır. Spinoza‘nın değindiği gibi: “Şayet ruhlara hükmetmek dillere hükmetmek kadar kolay olsaydı, bütün hükümdarlar güvenli bir şekilde hüküm sürerdi ve zalim güç diye bir şey olmazdı. Zira o zaman bütün insanlar hükümdarlarının fıtratına göre yaşar, neyin doğru neyin yanlış, neyin iyi neyin kötü, neyin adil olduğunu neyin olmadığını sadece onların buyruklarına göre değerlendirirdi. Fakat… bir insanın ruhunun, başka bir insanın hakkına tamamen bağlı olması imkansız bir şeydir. Hiç kimse kendi doğal hakkını, yani her konuda özgürce akıl yürütme ve özgürce değerlendirme yetisini bir başkasına devredemez; dahası, hiç kimse bu bapta baskı altına alınamaz. İşte bu yüzden diyoruz ki, devlet ruhlara yöneldiğinde şiddet uygular.

                                                                     Prof. Garip Turunç/Bordeaux Üniversitesi

Bordeaux, Salı 10 Ekim 2017

 

 


Garip TURUNÇ » Yazarın Diğer Yazıları

YORUM YAPMAYA NE DERSİNİZ


Yukarı Geri Ana Sayfa