hit
hit
  • HBB  BAŞKANI SAVAŞ HATAY CHP İL YÖNETMİNİ TANIMIYORMU?                                                                                                                    FERİT LİF – YAZDI
    HBB  BAŞKANI SAVAŞ HATAY CHP İL YÖNETMİNİ TANIMIYORMU?                                                                                                                   FERİT LİF – YAZDI
  • SAMANDAĞ CHP de İHRAÇ TARTIŞMASI ALEVLENİYOR
    SAMANDAĞ CHP de İHRAÇ TARTIŞMASI ALEVLENİYOR
  • BAŞKAN ABACI :İHRAÇLAR BİZLERİ DERİNDEN ÜZMÜŞTÜR
    BAŞKAN ABACI :İHRAÇLAR BİZLERİ DERİNDEN ÜZMÜŞTÜR
  • ALİ KAVAK ATSO’YA  ADAYLIĞINI AÇIKLADI
    ALİ KAVAK ATSO’YA  ADAYLIĞINI AÇIKLADI
  •    CHP KAMUOYUNA UMUT VE GÜVEN VEREMİYOR..                                                                                 FERİT LİF _YAZDI
       CHP KAMUOYUNA UMUT VE GÜVEN VEREMİYOR..                                                                                FERİT LİF _YAZDI
  • Başkan Kimyeci :Terör Koridoru Oluşmasına İzin Vermeyeceğiz
    Başkan Kimyeci :Terör Koridoru Oluşmasına İzin Vermeyeceğiz
  • DİYANET İŞLERİ BAŞKANI ERBAŞ HATAY DA
    DİYANET İŞLERİ BAŞKANI ERBAŞ HATAY DA
  • MATKAP CHP İLÇE ZİYARETLERİNİ SÜRDÜRÜYOR.
    MATKAP CHP İLÇE ZİYARETLERİNİ SÜRDÜRÜYOR.
  • CHP TÜZÜK KURULTAYINA GİDİYOR
    CHP TÜZÜK KURULTAYINA GİDİYOR
Hatay Denge Gazetesi
http://www.hataydenge.com/wp-content/uploads/2017/07/kandil-otomotiv.gif
Günceli yazmak

                                          Günceli yazmak

Sözün ve yazının en büyük kaynağı güncel olandır. Söz, sadece hızlı yayılmaz kolay da tüketilir. İnsan iletişiminde ilk adım hep sözdür. Son sözü ise yazı söyler. Fransız yazarı Marguerite Duras da gerçeği söylüyor: “İnsan içinde bir yabancı barındırır, yazmak işte o yabancıya ulaşmaktır.”

Bilhassa sürekli  yazıyorsanız güncelin yönlendirmesi, basıncı hatta tehdidi altında hissedersiniz. Olaylar durmaksızın olup bitmekte, konular hızla yer değiştirmekte, bugün önemli gözüken ertesi gün bayatlamakta, tam söz yazı olarak mayalanıp akma aşamasına varmışken bambaşka bir rüzgar esip her şeyi tarumar edivermektedir. Güncel tarafından kemirilen bir çağın içine düşmek başlı başına bir mesele belki ama, dilin yazı olarak mayalanması, kendisini geleceğe aktarabilmesi demek.

Öte yandan güncel heyecanlarımızla da dolu. Bu durumun çekici yanları da var ama yaşamanın yakın mesafesinde kendi nefesimizi bile duyamaz hale geliyoruz bazen. Oysa kalbimiz biteviye ve yüksek sesle durmaksızın atmakta. Bir nefes sesimizin bir kalp atışımızın olduğunun idrakine varıp da içimizi geri aldığımızda başlıyor sanki yazı. Böylece güncelin, olup biten her şeyin yazıya, yazı olmak için döndüğünü görebiliyoruz. Söz ilk tanı olarak bir işe yarıyor. Yazı ise tanıyı ilerletip onu kavramsallaştırıyor.

Yazmamayı, düşünmemeyi, belirli bir imkânın kullanılmaması değil, bir toplumsal tercih, gerçeklik karşısında bir zihni tavırdır. Diğer deyişle bir kültürden söz ediyoruz… Merak etmemek, tartışmamak, sorgulamamak, duymazlıktan gelmek, kesinlik aramak, bu kesinliği yüzeyselleştirerek içselleştirmek ve cemaatsal olarak meşrulaştırmak, aynı zamanda aidiyet ve kimlik oluşumuna hizmet eder.

Bunaltı, kötümserlik, umutsuzluk, öznellik gibi varoluşçuluğa özgü belli başlı temalar genelde boş vermişliği ve hareketsizliği çağrıştırır gibi görülür. Ama görünen köy bal gibi kılavuz ister.  Köyü sadece görerek tanımak istiyorsanız zaten boş verip hareketsizliği yeğlemişsinizdir. Ama köye adım atıp orada yaşamayı seçerseniz hiçbir şeyin görüldüğü gibi olmadığını fark edersiniz. Fark etmek istiyor musunuz? Yoksa fark etmeden yaşamayı mı yeğliyorsunuz? Seçim sizin.

Fark edip yaşadığınızda söylemek istediğiniz sözleri yazıya dönüştürürken size yol gösteren bir yol haritanız var. Harita “anlamak, yorumlamak yeterli değildir asıl olan onu değiştirmektir” diyor. Bir şey daha söylüyor pusula; “insan bu gelişmenin nesnesi değil öznesi, aktörü olabilir, yabancılaşma denilen ayak bağından kurtulabilir.” Burada “İnsanın toplumsal ve kişisel durumunu değiştirmek isteyenlerin yanındayız” diyen Jean Paul Sartre’ın yabancılaşma kavramı üzerinde şu şöylemini hatırlayalım:

“Günümüzde, insanlardan çok nesnelerin sesi duyulmaktadır. İnsan şeylerin arasında sıkışıp kalmış ŞEY olarak yaşamına devam etmektedir. İnsan kendi amacını unutmuş, araçların amaçları arasında sıkışıp kalmış bir varlıktır. İnsanın sahip olduğu değerlerin içleri boşaltılmıştır. Günümüzde amaç-araç ilişkisi, karıştırılmaktadır. İnsanın başarıları, onu ortaya koyan insan kavramı unutularak ele alınmaktadır. Sorumluluk kavramı nesneye yüklenemez, insana aittir. Ana amaç ekonomi veya teknoloji değil, insanın kendisi olmalıdır. İnsanın benliğinden uzaklaşması, onun yabancılaşmasıdır.”

Sonuçta, günler gelip geçti ve günler yine gelip geçecek. Sözler konuşuldu ve yine sözler konuşulup gidilecek. İnsandan geriye kalan ise konuştuklarını ne ölçüde yazıya dönüştürdüğü. Geçmişe dönüp bakıldığında yazıdan çıkan söz hep daha güçlü ve anlamlıysa, bu insansı yücelik az şey sayılmaz değil mi?

Prof. Garip Turunç/Bordeaux Üniversitesi

Bordeaux, 15 Ocak 2018

 


Garip TURUNÇ » Yazarın Diğer Yazıları

YORUM YAPMAYA NE DERSİNİZ


Yukarı Geri Ana Sayfa