hit
hit
Hatay Denge Gazetesi
En Çok Tıklananlar
  CHP’nin kimlik krizi Prof. Garip Turunç/Bordeaux Üniversitesi

                                                     

 

CHP son seçimlerde parti olarak yüzde 22.6 oy aldı, cumhurbaşkanı adayı Muharrem İnce’nin oyu ise yüzde 30.6 oldu. Aradaki 8 puan fark, büyüktür. CHP’nin bir türlü yüzde 25’i aşamadığı da biliniyor. Sürekli ikmale, sınıf tekrarına kalma istikrarı gibi bir şey bu…

Şimdi, gelecek seçimlerde, daha büyük bir krizi önlemek; yok olarak, ülkeyi bir tek parti düzeninin içine atmamak için, CHP liderliğinin, olaylara, hangi ideolojinin, arzuların, kısacası hangi projenin merceğinden bakmak istediğine acilen karar vermesi ve bu kararı açıklaması gerekiyor.

CHP liderliği bugüne kadar siyasal İslam’ın karşısına tanımlanabilir bir proje koyamadı. Toplumsal karmaşıklığı anlayacak, nüfusun önemli bir kısmını oluşturan seçmenlerin taleplerinin taşıyıcısı olacak bir muhalefete partisi olamadı. Bu durum CHP’nin bir kimlik krizi yaşadığını gösteriyor. CHP ne sosyal demokrat ölçütlere uyuyor, ne muhafazakâr partilere; ne de İslamcı, milliyetçi partilere tam olarak benziyor. Klasik sosyal demokrat görüşleri de bilmeyince, partinin evrensel sosyal demokrat ilkelerden ne kadar uzak olduğunu saptamak güçleşiyor.

İsmail Cem “Sol’daki Arayış” başlıklı kitabında, CHP’nin ideolojisini şöyle somutlaştırır: “Kökleri Meşrutiyet dönemine, İttihat ve Terakki’ye, Tek Parti iktidarına kadar uzanan bu anlayışa göre, kitleler ancak iyi niyetli kurtarıcılar tarafından yüceltilebilir; kendi başlarına bırakılmaları onları ya din devleti kurmaya ya da sürekli aldatılmaya götürür. Zaten demokrasi gelince halk daha kolay aldatılmış ve doğruyu göremediğinden CHP iktidar olamamıştır.”

CHP’nin eski Genel Başkanı Bülent Ecevit de aynı düşüncededir. 10 Kasım 1969 tarihinde, partisinin resmi yayın organı olan Ulus Gazetesi’nde 1923-1950 arasındaki “iktidar dönemini” değerlendirdiği yazısında şunları söyler: “Devrimcilik, biçimsel bir devrimcilik; halkçılık halka tepeden bakan bir halk patronluğu olmaktan öteye gidememiştir. (…) Ekonomik ve toplumsal altyapı gereğince ve yeterince değiştirilememiştir. Bu yapıda, geniş halk kitlelerinin yararına köklü değişimler gerçekleştirilememiştir. Kadro, kendini halkın dışında ve üzerinde gören aydın bürokratlarla, bunların çoğu zaman ve çoğu yerde özdeşleştikleri mahalli eşraftan kurulmuştu.”

Bilinen şey Türkiye’de hiçbir zaman gerçek bir sosyal demokrat parti kurulamadığıdır. Hiçbiri klasik bir sosyal demokrat parti niteliklerine sahip olamadı. Çünkü toplumsal yapımızın gerçek bir sosyal demokrasi yaratma gücü yok. Sosyal demokrasinin doğumuna önderlik eden Bernstein’nin,  Kautsky’nin düşüncelerini olgunlaştıran süreçler burada yaşanmayınca bizdeki toplumsal yapının kendi garip ve dünyadan kopuk dilini çözmek de zorlaşmakta. Çünkü çatışmanın tarafları kendini yanlış tanımlıyor. Bizde burjuvazinin yerini tutmaya çalışanlar kendilerini garip bir şekilde “solcu” diye tanımlarken, emeğiyle yarım yamalak geçinmeye çalışan ve emekten yana olması gerekenler de İslamcı ya da muhafazakâr. Bir tarafta kendini solda gören, gelir seviyesi orta ve ortanın üzerinde, iyi eğitim almış, kendini laik diye tanımlayan bir grup var. Öte tarafta ise gelir seviyesi daha düşük, kırsal kökenli, kente veya kentlileşmeye giden yolda, kasabada, gecekondu mahallesinde modern yaşamla tanışan, yeni hayatlarında “zenginleştiklerini” düşünen, onu koruma kaygısı taşıyan, kendini İslamcı, muhafazakâr veya sağcı olarak tanımlayan bir diğer grup.

Türkiye siyasetinde de benzeri dual’lık hâkim. AK Parti’nin kurmayları, ilk iktidar dönemlerinde, Alevi meselesi, Kürt meselesi ve laiklik açılımlarını çok rahat yapabilecek fikri esnekliğe sahip olabilmişken, CHP kurmayları çok anakronik ve aşırı olabilen bir ideolojiye bağlılığını sürdürmekte. CHP Genel Başkan Yardımcısı Bülent Tezcan’ın, insanın aklına, ABD asıllı İngiliz şair, oyun yazarı ve edebiyat eleştirmeni T.S. Eliot’un “deneyimi yaşadık ama anlamını kaçırdık” ve Napolyon zamanında Dışişleri Bakanı Talleyrandın Bourbon Kraliyet Hanedanı restorasyonu için söylediği “ne bir şey öğrenmişler ne de bir şey unutmuşlar” sözlerini hatırlatması, bence artık üzeri örtülemeyen, derin bir kimlik krizinden kaynaklanıyor.

Sonuçta, bugün Türkiye’de sadece bir ‘muhalefet boşluğu’ değil, kurucu ideolojinin içinin boşalma süreci yaşamaya devam etmekte ve CHP bu ‘gerilemeyi’ yıllardır yansıtmaktadır. Bu durum şu anda ülkemizde tamamen bir tek adam rejimine geçilmesine neden olan ‘demokrasi açığının’ muhalefetten kaynaklandığını ortaya koyduğu gibi, demokrasi pratiğini yetersiz kılmaktadır.

Yapılacak ilk iş, “kurultay”, “imza” ve “delege” sözcüklerinin dolaşım değerini yükselterek kısır tartışmalardan kurtulmak, demokrasiyi inşa etmek için ne yapılması gerektiği konuşabilmek için hastanın gürbüzleşmesini sağlamak…

Prof. Garip Turunç/Bordeaux Üniversitesi

 

Bordeaux, Cumartesi, 7 Temmuz 2018



Benzer İçerikler

Yukarı Geri Ana Sayfa