hit
hit
  • MUHALEFET BOŞ TENEKE ÇALIYOR…  ŞEMSETTİN GÜNAY….yazdı
    MUHALEFET BOŞ TENEKE ÇALIYOR… ŞEMSETTİN GÜNAY….yazdı
  • CHP DE ADAY ARAYIŞLARI
    CHP DE ADAY ARAYIŞLARI
  • TÜRKİYE 24 HAZİRANDA ERKEN SEÇİME GİDİYOR
    TÜRKİYE 24 HAZİRANDA ERKEN SEÇİME GİDİYOR
  • FETÖ’NÜN SÖZDE “HATAY SIKIYÖNETİM KOMUTANI”NA AĞIRLAŞTIRILMIŞ MÜEBBET
    FETÖ’NÜN SÖZDE “HATAY SIKIYÖNETİM KOMUTANI”NA AĞIRLAŞTIRILMIŞ MÜEBBET
  • HBB BAŞKANI SAVAŞ’I ZOR BİR SİYASİ SÜREÇ BEKLİYOR….                                                                                   FERİT LİF… YAZDI
    HBB BAŞKANI SAVAŞ’I ZOR BİR SİYASİ SÜREÇ BEKLİYOR….                                                                                  FERİT LİF… YAZDI
  • CHP’liler, 81 İl’de aynı saatte aynı amaçla oturma eylemi yaptı
    CHP’liler, 81 İl’de aynı saatte aynı amaçla oturma eylemi yaptı
  • KILIÇDAROĞLU HATAY’DA ……
    KILIÇDAROĞLU HATAY’DA ……
  • DEAŞ’ın Kilit İsmi Hatay’da Yakalandı!
    DEAŞ’ın Kilit İsmi Hatay’da Yakalandı!
  • HATAY BÜYÜKŞEHİR BELEDİYESİ İLE ,FETÖ /PDY İLİŞKİLERİ YARGIYA TAŞINDI…  Ferit Lif ..yazdı
    HATAY BÜYÜKŞEHİR BELEDİYESİ İLE ,FETÖ /PDY İLİŞKİLERİ YARGIYA TAŞINDI… Ferit Lif ..yazdı
  • MİLLİ EĞİTİM BAKANI YILMAZ HATAY DA
    MİLLİ EĞİTİM BAKANI YILMAZ HATAY DA
Hatay Denge Gazetesi
http://www.hataydenge.com/wp-content/uploads/2017/07/kandil-otomotiv.gif
Garip Doğmak ve Garip Kalmak

                                       Garip Doğmak ve Garip Kalmak

Yazı yazmak sadece tuşlara dokunup düşündüklerimizi ekrana aktarmak değil, yazı dediğimiz çoğu kez yara kabuğudur. Ama yazının şifasında gene de iyi gelen bir şey vardır. Yalnızca insanlar büyür, yaralar büyümez, yaralar çocuk kalır. Böylece hayattan yazı, yazıdan hayat yapılır. Yazmaktan kastımsa okunması yaşanmasından daha güzel olan bir hayattır, bu hayat yazmak demektir.

Yazmanın benim için en cazip yönünün bu olduğunu düşünüyorum. Bu işin, insanın hem iç sesinin derinliklerine ulaşmasını sağlayacak kertede yalnız, hem de başkalarına eşlik etmeyi ve başkalarına erişmeyi mümkün kılacak denli benzersiz ölçüde bir sosyallik içerdiğini ve çok olağanüstü bir “yaşam dopingi” olduğunu hep inanmışımdır.

Bugün, her zaman olduğu gibi, güncel siyasal/sosyatal konulu bir yazı yazmayacağım; öğrencilerimin, facebook’ta beni izleyen arkadaşlarımın, HATAY DENGE okurlarımın istekleri üzerine, izninizle biraz kendimden söz edeceğim. 

1948’in sonbaharında, doğmuşum; rahmetli annem, zeytin toplama zamanı olduğu için “zeytin ağacı altında doğdun” derdi; evimize 100 km uzakta, Suriye sınırlarına yakın bir köyde, dedemden kalma zeytinlikleri toplarken dünyaya gelmişim; bunun için Garip ismimi koyduğunu söylerdi annem; yıllarca onunla Fransa’dan yapmış olduğum telefon görüşmelerinde de “Garip doğdun Garip kaldın Yavrucuğum!” haykırışlarını yap duyardım. Doğum günüm zamanında yazılmamış; çünkü evde kimse okuryazar değil! Ailem fakirdi; yaz aylarında topluca Amik ovasında pamuk toplamaya giderdi.  Çevresinde Hazuri olarak tanılan rahmetli babam, zengin, mülk sahibi bir ağanın hizmetinde “metayer” olarak tarım ve hayvancılıkla uğraşırdı.  

Çocukluğum Antakya merkeze yakınında Çekmece köyünde geçti (şimdi o köy şehirle birleşmiş her taraf betonlaşmış!); 4-5 yaşlarında bir çocukken evimizin yakında bulunan tuğla fabrikasında çalışırdım. Sonra rahmetli Abdo abim beni oradan çıkardı, ilkokula girebilmem için yaşım büyütürdü (böylece resmen 31 Mayıs 1947 doğumlu oldum; doğum günümü kutlayanlar sağ olsunlar da, gün de sene de yanlıştı!) ve Armutlu Mahallesindeki Şükrü Kanatlı ilkokuluna kaydettirdi.  Ailemde bir tek ben okula gitme şansına sahip olabildim. Zaten benim jenerasyonda bizim köyden liseye gidenlerin sayısı çok azdı, toplam 3-4 kişiydik. Köyden şehirdeki okula yaya olarak giderdim, ayakkabılarım delik deşikti, yenisini alacak gücümüz yoktu. Ortaokulda harçlığımı çıkarmak için su ve simit satardım, kağıt yumaklarından, bez parçalarından top yapardım.

Antakya Lisesi Fen Bölümünden mezun olduktan sonra, altmışlı yıllarının sonuna doğru üniversiteye Ankara başladım; birkaç ay devam ettikten sonra, yurtdışına öğretimimi yapmak için Milli Eğitim Bakanlığının organize ettiği sınavları kazandığımı öğrenince, küçük bir valizle anavatanımdan ayrıldım; Fransa’ya gittim.

Paris’teki elçiliğimize bağlı Öğrenci Müfettişliği Fransızcayı öğrenmek için bizi Alliance Française ve Tours şehrindeki dil kursu kurumlara yönlendirmişti. Belirli bir süreçten sonra da Lisansa başlamak için üniversite tercihini de bize bırakmışlardı. Ben de Bordeaux’ya gitmeyi tercih etmiştim.

İlk iki yılı Bordeaux üniversitesinin Matematik Bölümünde geçirdikten sonra, sosyalist görüşlere sahiplenmenin de anlamlı olacağına kesin karar verdim ve aynı üniversitenin İktisat Fakültesi Ekonomi/Ekonometri bölümüne kaydım; 1977’de mezun oldum.

Yüksek Lisans ve Doktoramı Dijon üniversitesine bağlı “Ekonomiye Uygulamalı Matematik Enstitüsü’nde” yaptıktan sonra tekrar Bordeaux’ya geri geldim ve Lisansımı bitirdiğim üniversitede araştırma görevlisi olarak akademik hayatıma başladım.

Daha sonra da gereken sınav ve idari görev aşamalarından geçip, 35 yıla yakın akademisyen kariyerimi Bordeaux ve Galatasaray üniversitelerinde yaptım; bütün öğrencilerimi çok sevdim; klişe olsun diye değil, gerçekten sevdim. 

İki-üç yıl önce emekliğe ayrıldım. Halen bir kaç ülkede uluslararası üniversitelerde, öğretim yılının kıssa zaman dilimlerinde, matematik dersi veriyorum. Geçmiş zaman hatıraları içinde kimi zaman umut, kimi zaman hüzün devşiriyorum. Bunca yaşanmışın perdesini çekip şafağın türküsünü söylüyorum. Bir çığlık, bir çocuk…

Hayatın akışına bakıyorum. Anayurdumda olup bitenleri uzaktan kaygıyla izliyorum. Memleketimin insanlarına çıkan ağır faturası karşısında sınırsız bir acı duyuyorum. Biliyorum sessizlik bize göre değil. Vicdanımı biraz olsun rahatlatabilmek ve ülkemin çılgın gidişatını belki biraz frenleyebilmek umuduyla bir şeyler yazmaya çalışıyorum. Bunu yaparken de Amerika roman yazarı, şair ve senarist Paul Auster’in şu sözünü hep anımsıyorum: “İş işten geçmeden konuş şimdi. Ve söyleyecek hiçbir şey kalmayıncaya kadar da konuşabilme umudunu taşı.”

                                                                                            Prof. Garip Turunç

Bordeaux, 16 Mart 2017

 

 


Garip TURUNÇ » Yazarın Diğer Yazıları

YORUM YAPMAYA NE DERSİNİZ


Yukarı Geri Ana Sayfa